İngiltere’de pide, pizza ve lahmacunun birleşiminden oluşan “Pidezza” restoranların yeni gözdesi olmaya aday. Pidezza’yı başkent Londra’da işlettiği “Özer Restoran” adlı mekânında oluşturan Hüseyin Özer, “Ürünümün çok beğenileceğini tahmin ediyorum” dedi. Menüsünü verdiği büyük bir davetle tanıtan Özer, şunları söyledi: Pidezza, çocukluk günlerimden tadı damağımda kalan pidenin etkisi. Ankara’da çalışırken yediğim pidelerin lezzetini hiçbir zaman unutamadım” dedi.
"Değerli dostlar, tercihlerinizden mutlu olmazsanız, servis görevlisi yemeğinizi hemen değiştirecektir. Amacımız buradan keyifli ve mutlu ayrılmanızdır."
Bu sözler, Sofra London Restoran mönüsünün açılış sayfasında yazılı. Aslında Sofra London Restoran’ın dünyaya yayılacak kadar büyümesine neden olan sır da bu yazıda saklı...
Sofra restoranın merkezi Londra’da bulunuyor. Klasik Türk mutfağının sağlıklı, çağdaş ve yaratıcı yorumlarını rahat ve modern bir ortamda konuklarına sunuyor. İngiltere’de yılın en iyi 10 restoranı arasında gösterilen Sofra, Türk yemeklerinin lezzetiyle Batı’nın göz zevkini aynı yerde birleştirmiş. Müşteri mutluluğunu kendisine ilke edinmiş Sofra London’ın ünü, Hüseyin Özer’in 1980 yılında Londra’da küçük bir dükkân açmasıyla başladı. 20 yıldır Londra’da hizmet veren Sofra bu küçük dükkânı, Covent Garden, Oxford, Mayfair ve Regent Street’te restoranlar zincirine dönüştürdü
Reşadiye’den Londra’ya
11 yaşında bir lokantada komi olarak işe başlayan Özer'in yolu, Tokat Reşadiye’den Ankara’ya, sonra da Londra’yla kesişmiş. Özer, 20 yıl önce İngilizce öğrenip, çeviri kitap okumamak ve BBC’yi dinlemek için çıktığı yolunu Sofra restoran zincirinin sahipliğine kadar götürmüş.
İlk sofrayı sevgilisiyle Türk yemekleri yiyebileceği romantik bir mekân bulamadığı için açan Hüseyin Özer, en iyi yemeğin evde yenilen yemek olduğunu söylüyor. Dışarıda yemenin ayrıcalığının ise başta iyi yemek olmak üzere, sunulan ortam ve hizmet kalitesinde saklı olduğunu savunuyor. Prensiplerinin dışına çıkmayan Hüseyin Özer, iyi servis ve iyi yemek kavramlarının kaliteli müşteri olarak karşılık bulacağına inanıyor.
Sade bir dekorasyon
Sofra restoranları son derece özenli ve şık düzenleniyor. İngiliz mimarlar tarafından dekore edilen Sofra restoranları yemeği ön plana çıkaran bir stilde oluşturuluyor. Her restoranın kendine has özellikleri var. Müzik, aksesuar ya da tablo yok. Çünkü insanların sohbet edebileceği ve rahat yemek yiyebilecekleri bir ortam düşünülüyor.
Mönüler
Mönüler de mekanın kendisi gibi sade ve rahat okunabilir hazırlanıyor. Her türlü damak zevki düşünülerek bir mönü hazırlanır. Sofra, yılda en az iki defa mönüsünü yeniliyor. Hüseyin Özer, Türkiye’nin ve dünyanın her yerini dolaşarak mönüsüne yeni tatlar ve trendler ekliyor. Zaten Özer’in bir de yemek kitabı var; "Sofra Cookbook Modern Turkish & Middle Eastern Cookery"
Hüseyin Özer'le yapılan röportaj
İngiltere’deki ünlü Sofra restoranlarının sahibi Hüseyin Özer, Discovery Channel’ın ‘Dünyanın En Zenginleri’ belgeseline giren üç Türk’ten biri. 60 milyon dolar serveti olan Özer İngiltere’deki Türk mafyasının peşini bırakmadığını söylüyor: ‘Restoranıma aşçı olarak bile sızdılar, müşterilerimi zehirlediler. Mafya yüzünden 15 restoranı kapattım. Polis ilgilenmiyor’.
Hayatta bazı kişiler vardır başarı hikayesini anlattığında inanmakta güçlük çekersiniz. Aslında anlattığı da özettir, kim bilir ayrıntıda neler yaşamıştır... Sözünü ettiğimiz kişi bugün pek çok ünlü ismin müdavimi olduğu İngiltere’deki Sofra restoranlarının sahibi Hüseyin Özer. 54 yaşındaki Özer’in hikayesi Tokat’ın Reşadiye ilçesinde başladı. 11 yaşına geldiğinde babasına o kadar kızgındı ki... Önce Ankara’ya, ardından İstanbul’a gitti. Herkesin Almanya’ya gittiği bir dönemde annesine telefon açarak ‘Londra’ya gidiyorum’ dediğinde ‘Neden Almanya’ya gitmiyorsun’ diye fırça yedi. Londra’da ilk restoranını kendisi, ikinci restoranını sevgilisi için açtı. Yemeklerini sevgilisi için yaptı, kalanını da müşteriye sattı. Kendini romantik şef olarak tanımlayan ve şu anda 60 milyon dolar serveti olan Hüseyin Özer’i, Discovery Channel sekiz bölümlük belgesel yaptığı ve pazar günleri yayınlmaya başladığı ‘World’s Richest People-Dünyanın En Zenginleri’ listesine aldı. Ancak parası olduğu için değil, zenginliği parasında değil gönlünde bulduğu için...
32 zenginin yer aldığı Discovery Channel’ın zenginler listesine iki Türk daha girdi. Ünlü reklamcı Alinur Velidedeoğlu ve Avustralya’da cep telefonu mağaza zinciri olan ve geçen ekim ayında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren ‘John İlhan’ lakaplı Mustafa İlhan.
BAŞINDAKİ BÜYÜK DERT
Hüseyin Özer’e Londra’daki restoranından telefonla ulaştık. ‘Dünyanın en zenginleri’ arasına girmenin nasıl bir duygu olduğunu sorduk. Kendisinin listedekiler kadar zengin olmadığını belirten Özer ‘Listeye girmemin sebebi Türkiye’yi iyi bir şekilde temsil etmem. Hayat felsefem, hayat biçimim, hikayem, sıfırdan başlayıp, azimle bugünlere kadar gelebilmem gibi etkenler göz önünde bulundurulmuş. Listeye girmeden önce 108 ülkeden mülakat için geldiler’ diyor. Özer için listeye girmek önemli ama onun yıllardır uğraştığı başka bir derdi var: İngiltere’deki Türk mafyası...
İngiltere ve Türkiye’de toplam 20 restoran açan Özer son yıllarda 15’ini kapatmak zorunda kaldığını söylüyor. Özer İngiltere’deki Türk mafyası tarafından tehdit edildiği için bu kararı aldığını öne sürüyor. 25 yıldır mafyanın kendisiyle uğraştığını belirten Özer’in iddiaları ilginç: ‘Londra’daki mafya yüzünden tüm restoranlarımı kapatmak zorunda kaldım. Şu an sadece beş tane kaldı. Mafya sürekli benden para istiyor. Civardaki lokantaların hepsi para veriyor. Ama ben beş pound da olsa vermek istemiyorum. Bu kez de çalışanlarımın gözünü korkutarak restoranlarımın kapanmasına neden oluyorlar.’
AŞÇI MAFYANIN ADAMIYDI
Özer mafyanın kendisine yaptıklarını anlatmakla bitiremeyeceğini söylüyor: ‘Örneğin lokantalarımdan birine bir aşçı almıştım. Bir süre sonra müşterilerimin yemek zehirlenmesi yaşadığına şahit oldum. Meğer aldığım aşçı mafyanın adamıymış ve ben onlara haraç vermedim diye içimize sızıp, müşterilerimi zehirlemeye başlamışlar.’ Başka bir örnek daha veren Hüseyin Özer ‘Sadece aşçıbaşı olarak sızmadılar içimize. Garson, muhasebeci gibi de işe başlayanlar oldu. Sonraları baktık ki huzursuzluklar çıkmaya başladı. İşte onların da mafyanın adamı olduğunu anladık’ diyor.
İNGİLİZ POLİSİ İLGİLENMİYOR
İngiliz polisine yardımda bulunması için başvurduğunu belirten Özer ‘Ama şikayet başvurularımla ilgilenmediler. Daha geçen gün yine tehdit edildik hemen polise başvurduk. Ama kimse ilgilenmedi. Başvurduğum bazı Türkler de yardım edemedi. Yakında yine restoranlarımı açacağım. Ama her ne kadar bu durum yüzünden geri çekiliyor gibi görünsem de tamamen ortalığı onlara bıraktığımı sanmasınlar. Mafyanın önüme engel koymaması için nerelerde restoran açacağımı önceden söylemek istemiyorum.’
İstanbul’da da üç Sofra restoran açan Hüseyin Özer Türkiye pazarından da çekildi. Özer bunun nedenini ‘Türkiye’den aradığımızı bulamadık. Bu nedenle kapattık’ diye açıklıyor.
Beni okutmadığı için babamı vurmak istedim
Hiç okula gitmediğini ama bundan da rahatsızlık duymadığını anlatıyor Hüseyin Özer: ‘İlkokulu bitirmedim. Babam okula göndermedi. Zaten okumaya da ihtiyacım yoktu. Benim adam olmaya ihtiyacım vardı, o da oldu. Ama okumam yazmam var. Çocukken öğrenmiştim. Hatta dayımın oğlu okula gittiği halde derslerini yapamazdı. Onun yerine ben yapardım. Çok zekiydim. Hesabım da iyidir. Kaldı ki 30 senedir Londra’dayım. Bugüne kadar tüm işlerimi kimseye ihtiyaç duymadan kendim hallettim. Ayrıca 11 yaşımdayken babam bizi terk etmişti. Başkası ile evlenmişti. O zaman annem beni Ankara’ya silah parası kazanmam için göndermişti. Silah parası kazanınca babamı vuracaktım. Çünkü bizi terk etmişti ve beni okula göndermemişti.’
Bulaşıkçıydı, borçla restoran açıp zincir kurdu
Sofra restoranlarının kurucusu Hüseyin Özer’in bu işe adım atması, 30 yıl önce Londra’ya gitmesiyle başladı. Özer, ilk olarak bir Türk dönercisinde iş buldu ve bulaşık yıkamaya başladı. Ardından Mayfair adlı İngiliz lokantasında çalışmaya başlayan Özer hırsıyla dikkatleri üzerine çekti. O dönemde işler kötü gidiyor diye lokantayı satmak isteyen işyeri sahibi kadın teklifi önce Hüseyin Özer’e götürdü; Özer ne yapıp ne edip o lokantayı satın almak istiyordu. Çünkü hem harçlığa ihtiyacı vardı hem de sevgilisiyle kalıp karınlarını doyuracak bir yere.
SEVGİLİSİNE HEDİYE ETTİ
Bankadan kredi çekerek 1979’da lokantayı alan Özer, o günleri şöyle anlatıyor: ‘Lokanta kebapçıydı. O dönem borçla aldığım için bir yandan çalışıp para kazanıyor bir yandan da Türk yemeklerini iyice öğrenip akşamları da İngilizce kursuna gidiyordum. Bir süre sonra diyetisyen tuttum. Mönüyü tamamen değiştirdim. Diyet yemekleri koydum. Türk yemeklerini Yunan, Lübnan, Yahudi ve Arap mutfaklarını bir araya getirdim ve müşteriye modernize edip sundum. Tüm yemekler herkes tarafından o kadar çok tutuldu ki lokantanın önünde kuyruklar oluşuyordu. İyi para kazanınca ikinci lokantamı 1981’de sevgilim için açtım. ’
HALE CEYLAN BARLAS (16 Aralık 2007 Star Gazetesi’nden Alıntı)