İngiltere Haber

Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Top List Mp3 Dinle

'İngiltere' 08.08.08

» Online 3  
» Bugün 1053  
» Toplam 424643  
» IP | 38.103.63.60
»Londra ziyaretiniz

Vefa Bozası!

Anneler ve anne adayları boza içerdiği mayalar sayesinde emziren annelerde süt yapımını artırır.

Kategori  Kategori : Sağlık
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 206
Tarih  Tarih : 05 Kasım 2008 09:37

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Cep Tv Londra

Vefasızları Vefa’da boza içmeye davet ettik gelmediler. Yazıyı okuyun neler kaçırdıklarını öğrensinler. Özellikle Ramazan aylarında boza içmek neredeyse bir gelenek. Eskiden günümüze uzanan en eski içeceklerden biri olan boza ve boza satıcıları sırtladıkları bakraçlarıyla bugün bile hala sokaklarımızı arşınlıyor. Boza deyince akla önce 123 yıldır hizmet veren Vefa Bozacısı geliyor. Ancak bozanın geçmişi Vefa Bozacısı'ndan bile eski. İlk olarak Orta Asya Türkleri tarafından 900 yıllarında yapılmaya başlanmış.

En eski Türk içeceği olarak tanımlanan boza değişik yerlerde farklı kıvam ve lezzetlerle tanınıyor. Kimi yerlerde boza sulu kıvamlıyken, bazı yerlerde çok ekşi bir tada sahip olabiliyor. İstanbul'da ise daha çok Ermeni vatandaşlar tarafından ekşi ve sulu kıvamlı yapılan boza Arnavutluk'tan İstanbul'a yerleşen Hacı Sadık Bey tarafından bugünkü şekliyle yani daha koyu kıvamlı ve daha yeni mayalanırken satılmaya başlanmış. Kısa zamanda saray ve çevresi Hacı Sadık Bey'in yaptığı bozaya büyük rağbet göstermiş. O yıllarda saray çevresi konakları ve yapıtları ile ünlü olan Vefa'da Hacı Sadık Bey, Vefa Bozacısı adlı dükkanı 1876 yılında açmış. Tadıyla, kıvamıyla kendisine ait olan bozayı uzun yıllar tamamen el işçiliğiyle şahsen üreten Hacı Sadık Bey'in yerini alan oğlu İsmail Hakkı Vefa ise elle üretimi değiştirerek makineli üretime geçmiş.

123 yıldır değişmeyen lezzeti ve mekanı ile bugün bile çok rağbet gören Vefa Bozacısı'nın ziyaretçileri arasında bozayı çok sevdiği söylenen Atatürk de bulunuyor. Atatürk'ün Vefa Bozacısı'nda boza içtiği bardak ise özel bir bölmede sergileniyor.

 

Bozanın ortaya ilk çıkışı 8-9 bin yıl önce Mezopotamya'ya dayanır. Mısır ve Kuzey Afrika sahillerinde Akdenizli tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden doğuya, Asya içlerine ve Çin’e; İran ve Afganistan’a, Kafkaslar’dan kuzeye, Volga Havzası’na doğru geniş bir coğrafyaya yayıldığı bilinir. Bozanın dünyadaki yayılışı Türklerin göçleriyle gerçekleşmiştir.  

 

Yunanlı tarihçi Ksenophon, M.Ö. 401 yılı sonunda Doğu Anadolu'da boza yapıldığını ve hazırlandıktan sonra çömlek kaplarla toprağa gömüldüğünü belirtmiştir. İlk çağlarda darı, arpa gibi hububat fermantasyonları ile elde edilen boza, çeşitli isimlerle Mısır ve Trakya’da yayılmıştır. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugati’t Türk adlı eserinde (1074), Karahanlılar’ın darıdan boza elde ettikleri ve bu içeceğe “buhoun” dedikleri belirtilir. Aynı eserde bu içeceğin Arapça karşılığı ise “mizr” olarak geçer. 1436 yılında Venedikli seyyah Giosaphat Barbaro tarafından Rusya’nın Rjasan şehrindeki Türkler’in boza içtikleri ve bu içeceğe “bossoi” dedikleri kaydedilmiştir. Rus askeri F.S. Efromov, 1755 yılında Buhara Özbekleri’nin bozayı sarı buğdaydan yaptıklarını belirtmiştir. Alman seyyah C. Niebuhr ise 1701-1767 tarihleri arasında yaptığı seyahatlerde bozanın Kahire, Basra ve Doğu Anadolu’da tüketildiğini görmüştür. 

 

Günümüzde boza, dünyada Türkler’in yaşadıkları ya da Türkler’in egemenliğinde bulunmuş ülkelerde “boza” veya bozaya çok yakın isimlerle anılır ve içilir. “Buha-merissa” adıyla Kırım, Volga çevresi, Kafkaslar, Türkistan, Macaristan, Balkanlar, Arap ülkeleri ve birçok zenci kabilesinde tüketilir. Kırım’da darı veya buğday unu, Kazan’da darı, Türkistan’da iri öğütülmüş pirinç unu, Kırgızlar’da buğday yarması, Çerkezler’de darı, Yobol Türkleri’nde arpa, Yugoslavya’da mısır, Mısır’da ise darı unundan yapılmaktadır. Romenler’in ve Ruslar’ın “braga” olarak tükettikleri içecek, sarı buğday, arpa veya darıdan yapılan bir tür boza olarak tanımlanabilir. Yine Ruslar’ın “kvas” adıyla andıkları arpa veya çavdardan yapılan içecek de bozaya çok benzer. 

Bozacılık, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulduğu yıllarda büyük kentlerin temel zanaatlarından biri haline gelmiştir. Yine aynı şekilde 14. ve 15. yüzyıllarda kent yaşamı üzerine yapılan araştırmalar, bozahanelerin Osmanlı kentinin karakteristiklerinden olduğunu gösterir.    

 

Fatih devrinde bozaya ilk olarak Fatih’in sevdiği içecek listesinde rastlanır ve 1 testi boza 10 akçedir. 

 

Kanuni döneminde boza ve bozahanelerin de yer aldığı bazı kanunnameler çıkarılmıştır. Mısır Eyaleti Kanunnameleri’nde şehir halkının bozahanelerde boza içmek bahanesiyle şaraptan uzak durması gerektiği, Rumeli Eyaleti Kanunnameleri’nde ise şehir bozahanelerinden her ay on beşer akçe alınması yer almıştır. II. Selim döneminde içki ve bozayla ilgili çeşitli yasaklamalar getirilmiştir. İçine afyon katılarak elde edilen ‘Tatar Bozası’ yasaklanmış, Tatar Bozası işlenen bozahanelerin kapatılması kararlaştırılmıştır.  

 
17. yüzyılda Evliya Çelebi, Osmanlı, Kafkasya, Arap ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa için tarihsel bir coğrafya ve kültür atlası niteliğini taşıyan Seyahatname adlı başyapıtında bozacılıkla ilgili bilgilere yer vermiştir. Evliya Çelebi’nin bu eserinde de belirtildiği gibi boza Osmanlı döneminde en parlak devrini yaşamıştır. İstanbul hakkında 1635 yılına ait bilgiler arasında “Esnaf-ı Bozacıyan” başlığı altında verilen bilgilere göre, 17. yüzyılda İstanbul’da 300 dükkanda 1.005 bozacı çalışmaktadır. Boza askerlere beden kuvveti ve sıcaklık verip açlığı giderdiği için yeniçeriler tarafından fazlaca tüketilmektedir ve bozacılık orduda çok önem verilen bir meslektir. Evliya Çelebi yine aynı eserinde “Esnaf-ı Darı Bozacıyan” adı altında bir başka boza çeşidinden de söz etmiş, 40 dükkanda toplamda 105 kişinin çalıştığını belirtmiştir. Bu bozanın Tekirdağ darısından yapıldığını, alkollü olmadığını ve süt beyazı renginde olduğunu anlatmıştır. 1640 tarihe ait Es’ar Defteri’ne göre tatlı bozanın 280 dirhemi 1 akçedir. Günümüz birimine çevrildiğinde bu değer 896 gram bozaya denk gelmektedir. 1670-1671 yılları arasında IV. Mehmet, Bozahaneler Vak’ası ile içkiyi yasaklayıp tüm meyhane ve bozahaneleri kapattırmıştır. Edirne’de yaşayan ve yazları İstanbul’a gelen IV. Mehmet’in İstanbul dışında bulunduğu bir gün bozahane ve meyhanelerin açıldığı söylentisi çıkar. Bozahaneci ve meyhanecilerden rüşvet alan Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın resmen olmasa da o gün bozahane ve meyhanelerin açılmasına göz yumduğu ihbar edilir. Bunun üzerine İstanbul’a haber gönderen padişah bu bilginin doğru olması halinde sorumluların katledileceğini bildirir. Sadrazamın suçu sadaret kahyasının üzerine atması üzerine kahya boğdurulur.18. yüzyılda bozahanelerin çoğunluğu gizlice alkollü içki satmaktan dolayı kapatılmıştır. Bu yüzyılda tatlı boza üretimi artmış, alkol içeren boza üretimi ise yasakların da etkisiyle azalmıştır. 1839 yılı ve sonrasında boza ve bozacılık yaygınlaşmaya devam etmiştir.  
 
19. yüzyılda ekşi ve alkollü bozanın yerini giderek tatlı ve alkolsüz Arnavut bozası almıştır. Bu boza çeşidi, genellikle Ermeniler tarafından üretilen ekşi bozaya kıyasla saray tarafından daha çok sevilmiştir. 
 
Tüm dünyada, özellikle Orta Doğu, Orta Asya, Balkan ve Afrika ülkeleri ile Türkiye’de üretimi yapılan boza, her yörede farklı kıvam ve lezzetlerle tanınan bir içecektir. Bazı bölgelerde sulu kıvamlı tüketilen boza, bazı yerlerde ise çok ekşi bir tada sahiptir. Bozanın lezzeti, fermente bir içecek olmasından dolayı zaman içinde tatlıdan ekşiye değişmektedir. Eskiden pekmez, tarçın, karanfil, zencefil ve hindistan cevizi ile içilen boza, günümüzde tarçın ve sarı leblebiyle sunulmaktadır.

 

Prizren'den İstanbul'a özel bir yolculuk...

Vefa Bozası’nın kurucuları Hacı İbrahim ve Hacı Sadık kardeşler, 1800’lü yıllarda şimdiki Kosova'nın Prizren kentinden İstanbul’a göç etmişler, burada Vefa semtine yerleşmişler ve boza üretimine ve satışına başlamışlardır.

1876 yılında “Vefa Bozacısı Hacı Sadık ve Hacı İbrahim Biraderler” olarak bulundukları semti marka haline getiren kardeşler, Vefa Bozası adıyla İstanbul halkına hizmet vermeye başlamışlardır. O dönemlerde sulu kıvamlı ve ekşi olarak üretilmekte olan boza, Hacı İbrahim ve Hacı Sadık Biraderler’in üretimiyle daha az ekşi ve daha koyu kıvamlı bugünkü halini almış, saray ve çevresi tarafından büyük beğeni toplamıştır.

Önce Hacı Sadık Vefa’nın, daha sonra Hacı İbrahim Vefa’nın ölümüyle birlikte iki kardeşin çocukları ayrı ayrı çalışmaya başlamışlardır. Hacı Sadık Vefa’nın çocukları, tarihi dükkanda kalmış ve çalışmalarını orada devam ettirmişlerdir. Hacı İbrahim Vefa’nın çocuklarından Yusuf Ziya Vefa Aksaray’da, diğer oğlu ve şirketimizin kurucusu olan Mehmet Emin Vefa ise İstanbul’un Şişhane semtinde bir dükkan açarak boza ve sirke üretimine ve satışına devam etmiştir.

Mehmet Emin Vefa, 1956 yılında “Vefa Bozacısı Hacı İbrahim Oğlu Mehmet Emin Vefa” unvanıyla ticari sicile kaydolmuş ve bu unvanla boza ve sirkeyi toptan ve perakende satmaya devam etmiştir. İlerleyen yıllarda Anadolu yakasındaki bugünkü adresine taşınmış olan şirket, daha sonra turşuyu da ürün yelpazesine eklemiştir. Beraber çalıştığı oğlu İbrahim Sedat Vefa, 1980 yılında Bağdat Caddesi üzerinde Selamiçeşme’deki dükkanı hizmete açmıştır.

İbrahim Sedat Vefa, boza üzerine yaptığı araştırmalar sonunda bozaya hiçbir katkı maddesi eklemeden şişelemeyi başarmış ve 1996 yılından itibaren tüm Türkiye’de 1 litrelik pet şişelerde satışa başlamıştır.

2000 yılında baba-oğul şahıs firmalarını birleştirerek Vefa Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’yi kurmuşlardır. 2004 yılında Mehmet Emin Vefa'nın vefatının ardından 2007 senesinde İbrahim Sedat Vefa, bayrağı çocukları Selin Vefa Gezicioğlu ve Mehmet Vefa’ya devretmiştir.

 

Bozanın faydaları

100 ml (1 çay bardağı) bozada;
3,5 g protein

0,5 g yağ

57,5 g karbonhidrat

29 mg kalsiyum

1,3 mg demir

97 mg fosfor

1 mg çinko

0,09 mg Tiamin (B1 vitamini)

0,05 mg Riboflavin (B2 vitamini)

1,16 mg Niasin bulunur.  

Bozanın mayalanması sırasında oluşan laktik asit, hazmı kolaylaştırmada çok yardımcıdır.

İçerdiği aktif mayalar sayesinde probiyotik etkisi bulunur.

 Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler, sporcular ve kilo almak isteyen kişilerin kullanımı için uygundur.

Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır.

İçerdiği laktik asit nedeniyle bağırsak florasını düzenleyici role sahiptir.

Mide bezlerinin faaliyetlerini olumlu yönde etkiler.

B kompleksi vitaminleri içerdiğinden beslenmede önemli role sahiptir.

Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır.

Öksürük tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.

İçerdiği mayalar sayesinde emziren annelerde süt yapımını artırır.

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

SON DAKİKA HABERLERİ

ANKET

Recep İvedik II gişede A.R.O.G'u geçecek mi?



Tüm Anketler

Anasayfa | Gizlilik Hakları | Hakkında | İletişim | Linkler | Online Mp3 Müzik | Online Tv izle | Oyun-Game | Reklam | Sponsorlar | Tv Dizileri | Videolar
Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

 'İngiltere' 'Londra' 'Avrupa' Türk  haber sitesi .
© 2008 by Cep Tv UK News Great Britain / Birleşik Krallık / Londra
 

Cep Tv Haber - İngiltere
Supporters | Yazar Girişi