İngiltere Haber

Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Top List Mp3 Dinle

'İngiltere' 08.08.08

» Online 4  
» Bugün 755  
» Toplam 299589  
» IP | 38.103.63.60
»Londra ziyaretiniz

Mortgage Krizi Nedir?

Başta Türkiye olmak üzere tüm gelişen ülkeler, ekonomilerinin krize hassas noktalarını tespit edip, olabildiğince güçlendirmelidirler.

Kategori  Kategori : Emlak
Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Okunma  Okunma : 341
Tarih  Tarih : 11 Kasım 2008 09:26

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Cep Tv Londra

 

Mortgage Krizinin Gelişimi ve Getireceği Sonuçlar

 

ABD, Soğuk Savaş bittikten sonra, “üretim modelli” ekonomisini (manufacturing-based economy) savunma sanayiini hariç tutarak, “hizmet” ekonomisine (service economy) dönüştürmüştür. Finanssal hizmetler de, “hizmete dayalı” ekonominin en önemli gelir kaynaklarındandır. Bu dönüşümün bir sonucu olarak, ABD Finanssal piyasaları 1980’li yıllardan sonra globalleşen dünyada cazibe merkezi olmuştur. Bununla birlikte, ABD Finanssal piyasalarında krizler de hiç eksik olmamıştır. Finanssal piyasaların kendi dinamikleri içerisinde, piyasa oyuncuları tarafından disipline edileceği ve piyasaların böylelikle istikrarlı bir şekilde işleyeceği görüşü ABD yönetim ve ekonomi çevrelerinde kabul gören bir görüştür. Son dönemlerde üst üste gelen krizler ABD ekonomisine ve Finanssal piyasalarına olan güveni iyice zedelemiştir. Şu anda ABD, global dünyada yıkılan güveni tazelemek için çaba sarf etmektedir. 2007 yılından itibaren kendini iyice hissettirmeye başlayan mortgage kaynaklı kriz de “sorumsuz ve kolay bir şekilde para kazanmaya arzusuyla hareket eden” ABD Finanssal piyasa aktörlerinin bir eseridir. Krizin bir çok ülkede hissedilmesine ise, ABD mortgage şirketlerinin, ödeme gücü olanlara kredi vermek yerine, herkese kredi vererek portföylerinde oluşan aşırı riski, kağıtlara çevirerek dünyanın bir çok ülkesine satıp riski yayarak azaltmak istemeleri neden olmuştur.

 

2000 yılı başlarında ABD’nin bazı önemli teknoloji şirketlerinin kârlarını, muhasebe hileleri ile şişirmelerinin anlaşılmasıyla Finanssal piyasalarda kriz oluşmuştur. Krizden hemen sonra ABD Merkez Bankası FED % 6.5 seviyelerinde olan faiz oranını piyasalarda oluşabilecek bir likidite krizine karşı düşürmeye başlamıştır. ABD Başkanı Bush’un teklifiyle ABD’nin en büyük yatırım bankalarından birisi olan Goldman Sachs’ın CEO’luğunu bırakıp ABD Hazine Bakanı olan Paulson’da, CEO’luk döneminde piyasalara “düzenleyici” amaçla devlet müdahalesi fikrine karşı iken, Hazine Bakanlığı döneminde tüm icraatları ve görüşleri, piyasalarda ancak devlet müdahalesi ile istikrarın sağlanacağı yönünde olmuştur.

 

11 Eylül 2001 tarihinde yapılan terörist saldırılardan sonra, FED faiz oranını düşürmeye devam etmiş ve faiz oranı 2003 yılının ortalarında ABD tarihinin en düşük seviyesi olan %1’e düşmüştür. FED’in faizleri iyice düşürdüğü 2001, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında Merkez Bankası kağıtlarının (tahvil, bono vb.) düşük faiz oranlarından dolayı yatırımcıların beklentisinden daha düşük getiri vermesi nedeniyle, yatırımcıların ilgisi daha kârlı görünen ABD Ev sektörüne kaymıştır.

 

Hedge fonlar ve mutual fonlar, yüksek kazanç elde etmek için çoğunlukla riski yüksek (spekülatif) yatırım stratejisi izleyen profosyonel yatırım kurumlarıdır (Instiutional investors). Bu para miktarının belli bir kısmı bile herhangi bir yatırım alanına yöneldiğinde (petrol, gıda vb.) orada beklenmedik artışlara ve krizlere neden olabilmektedir. Çünkü dünya piyasalarında, özellikle gelişmiş ülkelerin birikimlerinden kaynaklanan 35 trilyon dolarlık bir para kendisine kârlı bir yatırım aracı aramaktaydı. Bu paranın büyük bir kısmı geleneksel yatırım fonlarından (emeklilik fonları vb.) oluşurken, daha çok risk ve daha fazla kazanç vaad eden hedge ve mutual fonlarda artık piyasada yerini almıştır. 2000’li yılların başlarında dünyada özellikle gelişmekte olan ülkelerin tasarruflarından kaynaklanan sermaye birikimi, büyük bir yatırım artışına (investment boom) neden olmuştur. 2000 yılında çeşitli yatırım araçlarına yatırılan para miktarı 94 trilyon dolar iken 2006 yılında bu miktar 168 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu likit arzın en önemli nedeni, dünya ekonomisinin son 10 yılda hızla büyümesi sonucunda, piyasalara arz edilecek büyük miktarlarda sermayenin oluşması ve bu sermayenin, piyasalardaki yatırım fırsatlarını değerlendirerek daha çok kazanç sağlama isteğidir.

 

2006 yılı itibarıyla 68 trilyon dolarlık bir para yine arayış içerisinde bulunmaktaydı.Bu büyüklükteki parayı yönetenlerin kararları, piyasalarda sarsıcı etki yaratabilmektedir. Ev sektörünü keşfeden büyük likid fon yöneticileri ve yatırımcılar, görünüşte fazla bir risk taşımadığına inandıkları mortgage destekli kâğıtlara büyük ilgi göstermeye başlamışlardır. İlk önceleri, mortgage destekli kâğıtların büyük çoğunluğu esas kredi (prime loan) diye nitelendirlen, “ödeme gücüne sahip” müşterilere satılan kâğıtlardan oluşmaktaydı. Fakat yatırımcılar daha çok mortgage destekli kâğıt talep ettikçe, kredi veren kuruluşlar bu talebe cevap verebilmek ve daha çok kazanmak için, kredi şartlarını esnekleştirip, “ödeme gücüne sahip olmayan” risk profili yüksek müşterilere de kredi vermeye başlamışlardır (subprime mortgage). Wall Street bankaları da riski yüksek Ev kredilerini tahvil türü değerli kâğıtlara çevirip piyasaya sürmeye başlamıştır. Kredi Derecelendirme Kuruluşları da bu tür mortgage destekli kâğıtlara “güvenilir” notu vermekten çekinmemişlerdir. Faiz oranının çok düşük olduğu yıllarda hemen hemen isteyen herkes kredi alabilmiştir.

 

Bir çok insan hiç bir peşinat vermeden, şartlara göre ayarlanacak (adjustable rate subprime mortgage) ancak başlangıçta düşük faiz oranları ile Ev sahibi olmuşlardır. Buna paralel olarak, Ev sahipiği oranı 2004 yılında %70 seviylerini yakalayarak ABD tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Artan Ev talebi de beraberinde rekor seviyelerde fiyat artışını getirmiş, Ev sektöründe gerçek değerin çok üstünde bir “köpük fiyatın” oluşmasına neden olmuştur. FED’in faiz oranını 2004 yılı ortalarından itibaren sürekli olarak yükseltmesi nedeniyle, ayarlanabilir subprime mortgage faiz oranlarıda bu yükselişe paralel olarak artmıştır. Mali durumu zaten yetersiz olan bir çok Ev sahibi, aldıkları mortgage kredisinin faiz oranı yükseldiği için aylık ödemelerini yapamaz hale gelmiştir. Kredi kuruluşları tarafından el konulan Ev oranı ABD tarihinde daha önce görülmemiş miktarlara ulaşmıştır. Verdikleri kredileri geri alamayan mortgage kredi kuruluşları, kredi verme standartlarını yükselterek yeni kredi alımlarını neredeyse imkânsız hale getirmişlerdir.

 

Ev fiyatları da 2006 yılının başından itibaren sürekli ve önemli oranlarda düşmeye başlamıştır. Örneğin, 2008 yılı Mart ayında 2007 yılı Mart ayına göre %15’lik bir düşüş yaşanmıştır. Bu durum, Ev sektöründe oluşan “köpük fiyatın düzeltilmesi,” (price correction) olarak da değerlendirilebilir. Ev fiyatlarının düştüğü ve Ev alıcısının kalmadığı, daha önceden alınan krediyi ödemek için yeni kredi almanın çok zorlaştığı ve enflasyonun arttığı bir ortamda, daha önceden ödeme gücü varken ekonomik koşulların kötüye gidişinden dolayı mali olarak “sağlam” mortgage müşterileri de kredi ödemelerinde sıkıntı yaşamaya başlamışlardır.

 

Mortgage kaynaklı krizin boyutları henüz tam olarak netleşmemiştir. ABD, krizi Finanssal piyasada sınırlı tutmaya çalışmış ancak bunu başaramamış ve krizin etkileri reel ekonomide hissedilmeye başlanmıştır. Bazı büyük şirketler (Bears Stearn ve Indy Mac gibi) iflasını açıklarken, bir çok kuruluş da gün geçtikçe zararlarının netleşen miktarlarını açıklamaya devam etmektedir. Açıklanan zararlardan ve iflas eden kuruluşlardan sonra, mortgage krizinin tam atlatılmak üzere olduğu, krizin zor kısmının atlatıldığı görüşü dünya kamuoyunda tartışılmaya başlandığı noktada, ABD mortgage sektöründe sigorta görevi üstlenen ve 1929 yılında başlayan Büyük Buhran (The Great Depression) döneminde mortgage sektörüne istikrarlı fon akışını garanti altına almak için kurulan Fannie Mae şirketi ile, daha sonra bu şirketin piyasada oluşan monopolünü kırmak için kurulan Freddie Mac şirketleri, Temmuz 2008 ayı itibariyla iflas noktasına geldiğini açıklamıştır. Fannie Mae ve Freddie Mac şirketleri için, ABD’de yaygın olarak “ikiz şirketler” tanımlaması kullanılır.

 

ABD mortgage sektörünün yaklaşık yarısının kaderi direkt olarak bu şirketlerin geleceğine bağlıdır. 1990’lı yıllardan sonra ikiz şirketler birçok yatırımcı için cazibe merkezi olmuştur. Bunun temel nedeni, bu şirketlerin piyasaya sürdüğü mortgage kağıtlarinın, ABD Hükümetinin piyasaya sürdüğü hazine kağıtları (tahvil, bono vb.) kadar yatırımcıya güven vermesi ve daha fazla getiri sağlamasıydı. Düşük faiz oranları nedeniyle hazine kağıtlarının fazla getiri sağlamaması, ikiz şirketleri yatırımcılar için kârlı bir yatırım aracı haline getirmiştir. İki şirket, Wall Street bankaları aracılığıyla, ABD Hükümetinin kağıtları ile eşit riske ve daha fazla getiriye sahip olduğu değerlendirilen mortgage kağıtlarından milyarlarca dolarlık satmışlardır. Mart 2008 ayı itibarıyla yabancıların ellerindeki ikiz şirket kağıtlarının değeri 1,5 trilyon dolar civarındadır. 2007 Haziranı’na kadar satın alınan toplam ikiz şirket kağıtlarında, Çin 376 milyar dolarlık kağıtla ilk sırada iken, 228 milyar dolarlık kağıtla Japonya ikinci sırada bulunmaktadır. 2007 yılı Haziran ayından bu yana Çin’in satın aldığı ikiz şirket mortgage kâğıdının değerinin 600 milyar dolara kadar ulaştığı tahmin edilmektedir.

 

İkiz şirketlerin iflas etme durumuna gelmesinde ABD’nin duyduğu endişenin iki temel nedeni vardır. Birincisi, ikiz şirketler mortgage sektörünün sigortasıdır ve iflas etmeleri halinde zaten durma noktasına gelmiş Ev sektörü, kredi verecek kuruluş kalmadığı için tamamen batacaktır. Çünkü 2007’den itibaren verilen Ev kredilerinin yaklaşık %70’ini bu şirketler vermektedir. İkinci neden ise, ikiz şirket kaynaklı birçok mortgage kâğıdı yabancı yatırımcıların elinde bulunmaktadır. ABD Hükümeti, Finanssal piyasalarına olan güven tamamen azalmış iken yabancı yatırımcıyı daha fazla zarara uğratıp korkutmak istememektedir. Aksi halde ilerleyen dönemlerde 10,6 trilyon doları aşmış dış borcunu finanse edebilecek kredi bulmakta bile zorlanacağını düşünmektedir. Düşük FED faiz oranıyla birlikte şirket iflasları, ABD mal/varlık ve hizmetlerine olan yatırımcı ilgisini azaltmakta ve 2000 yılından itibaren sürekli değer kaybeden doların daha da zayıflaması yönünde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Bu nedenlerden dolayı ikiz şirketlerin iflaslarının, ABD Hazine Bakanlığı tarafından önlenmesi için gerekli yasal yetkinin Hazine Bakanlığına verilip verilmeyeceği haftalardır ABD kamuoyunda tartışılmıştır. Bunun için hazırlanan yasa teklifi ABD Kongresi ve Başkan Bush tarafından yıldırım hızıyla onaylanmıştır. Bu yasa, derinlemesine tahlil yapılarak hazırlanan bir yasa olmaktan çok piyasaları rahatlatmak ve güven vermek için (ikiz şirketleri kurtararak), hızla hazırlanıp onaylanan bir ”tepki yasasıdır”. Yasa, mortgage sistemine hiçbir köklü değişiklik getirmemiş, sadece ikiz şirketleri finanse ederek kurtarma amacı gütmüştür. Başlangıçta yasanın, ABD Hazinesi’ne 24 milyar dolarlık bir yük getireceği değerlendirilirken, bunun gerçekleri yansıtmadığı ve bu yasanın topluma getireceği maliyetin, Finanssal piyasaların gidişatına göre tahminlerin çok üstünde rakamlara ulaşabileceği (yüz milyarlarca dolar) görüşü kamuoyunda kabul görmeye başlamıştır.

 

Çok uzun yıllar mortgage sektöründe sorunsuz bir şekilde faaliyet gösterirken son dönemde iflasın eşiğine gelen ikiz şirketlerin içine düştükleri durum kötü yönetimden kaynaklanmamıştır. Aksine, 2000’li yılların başından itibaren yaygınlaşan subprime mortgage kredileri ile ABD mortgage sektörünün çarpıklaşan işleyiş mekanizmasından kaynaklanmaktadır.

 

ABD mortgage sektörü üç basamaktan oluşan bir sistemdir. Sistemin ilk basamağında, müşteriler ile “küçük yerel bankalar” ve Ev kredisi vermek üzerine kurulmuş “küçük çaplı kredi kuruluşları” bulunmaktadır. Ev kredisi almak isteyen müşteriler başvurularını ilk basmakta bulunan bu kredi kuruluşlarına yapmaktadır. Ev kredisinin miktarı, vadesi, faiz oranı vb. şartları bu kademede tespit edilmektedir. Kredi kuruluşları krediyi verdikten sonra Evu ipotek altına almaktadır. Mortgage sisteminin bu basamağında, mali profili uygun olmayan müşterilere kredi vermek, Evun değerini fazla tespit etmek ve kredi şartlarında müşterinin bilgisizliğinden kaynaklanan müşteriler aleyhine suistimaller yapmak, sistemin potansiyel sorun alanlarıdır.

 

Mortgage sisteminin ikinci basamağında ise, “büyük çaplı kredi finansman kuruluşları” bulunmaktadır. Bu kuruluşlar büyük bankalar ile ikiz şirketler olarak isimlendirilen Freddie Mac ve Fannie Mae gibi şirketlerdir. Birinci basamakta bulunan küçük kredi kuruluşları ipotek altına aldıkları Evun ipotek belgelerini getirip ikinci kademedeki bu büyük finansman kuruluşuna satmaktadır. Örneğin 100 milyon dolarlık kredi ipoteklerini, 102 milyon dolara büyük finansman şirketlerine satmaktadırlar. Küçük kredi kuruluşlarının kazancı kredi işlem ücretlerinden ve ikinci basamaktaki kuruluşlara kredi ipoteklerini satarken elde ettikleri kazançlardan oluşmaktadır. Sattığı Ev ipoteği karşılığında büyük finansman kuruluşlarından aldığı para ile küçük kredi kuruluşları, yeni Ev kredileri verme imkanına sahip olmaktadır. Aradaki 2 milyon dolarlık farkın, büyük finansman kuruluşları tarafından ödenmesinin nedeni ise, küçük kredi kuruluşlarından aldıkları kredi sözleşmelerinin faiz oranının, yatırımcılara sattıkları mortgage destekli kağıtlar için ödedikleri faiz oranından daha fazla getiri sağlayacak olmasıdır. Örneğin, mortgage kredisi alan kişilerden %7 faiz oranı ile para kazanırken, mortgage destekli kağıtları % 4 faiz oranı ile piyasalara sürmekte ve kağıtları alan yatırımcılara %4 faiz oranı üzerinden para ödemektedir. Aradaki %3’lük fark, kazanç olarak ikinci basamak mortgage şirketlerine kalmaktadır.

 

Sistemin son basamağında ise yatırımcılar bulunmaktadır. İkinci basamakta bulunan büyük bankalar ile ikiz şirketler, ellerinde biriken “ipotekli Ev kredileri stokuna” karşılık olarak “mortgage-destekli kağıt” (Mortgage-backed Security, MBS) çıkartıp, yukarıda ifade edildiği gibi Ev sahipleriyle yapılan kredi sözleşmesindeki faiz oranından daha düşük bir faiz oranında, dünya piyasalarına arz etmektedir. Ancak bu basamaktaki kuruluşların piyasadan kredi temin edebilme kabiliyetlerinde farkılık vardır. ABD Hükümetinin vermiş olduğu destekten dolayı, ikiz şirketler daha ucuza kredi temin edebilmektedir. Bu nedenle mortgage sektöründeki işlemlerin büyük bir bölümü bu şirketler üzerinden olmaktadır.

 

 Daha çok kazanmak isteyen küçük kredi kuruluşları, daha önce açıklanan sistemin hassas noktalarını istismar etmeye başlamışlar, ellerindeki Ev ipoteklerini ikinci basamaktaki finansman kuruluşlarına (özellikle ikiz şirketlere) satmışlar ve kendilerini riskten kurtarmışlar, ancak ikinci basamak şirketleri, müşterilerden kredi alacaklarını tahsil edemeyince sistem tıkanma noktasına gelmiştir. İkiz şirketlerin hisse senetleri, durumun vahameti anlaşılmaya başlayınca hızla düşmüştür. Buna paralel olarak ikiz şirketler, piyasadan daha önceki dönemlerde temin edebildikleri uygun koşullardaki kredileri, artık temin edemez hale gelmişlerdir.

 

Mortgage krizinin diğer ülkelere yayılmasına sebep olan, mortgage kredilerini mortgage kâğıtlarına dönüştürme süreci çok karmaşıktır ve bu süreçte birçok oyuncu rol almaktadır. Süreç çok karmaşıktır. Bununla birlikte, sürecinin her aşamasında ortaya çıkan en temel problem, asimetrik bilgidir. Bu asimetrik bilgi, süreçte yer alan unsurların birbirlerine göre, söz konusu Ev veya mortgage kredisi (asset)nin kalitesi hakkında nispi olarak birbirlerinden farklı derecelerde bilgi sahibi olmalarından kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifade ile Ev talep eden kişi hakkında en çok bilgiye, müşteriye en yakın olan küçük kredi kuruluşları sahipken, diğer basamaklarda yer alan kuruluşlar, birinci basamaktan gelen bilgilere güvenmek zorunda kalmışlardır. Kredi kalitesi ile ilgili doğru bilgiler süreçte azalarak iletildiğinden, sürecin sonucunda, çok düşük kalitede Ev kredileri mortgage destekli kâğıtlara dönüştürülmüştür. Bu nedenle küçük kredi kuruluşları haricindeki tüm süreç unsurları, mortgage kaynaklı krizden olmusuz olarak etkilenmişlerdir.

 

Sonuç olarak; ABD kökenli mortgage krizinin öyle sanıldığı gibi kolaylıkla ve kısa sürede atlatılamayacağı açıktır. Yine bu krizin etkisinin, sadece Finanssal piyasalarla sınırlı olmayacağı ABD’nin son dönem makro ekonomik göstergelerinden (işsizlik vb.) anlaşılmaktadır. Ekonomik durgunluğun kısa sürede atlatılamaması halinde ise, sorunsuz mortgage kredileri de batık duruma düşmeye devam edecektir. Bu nedenlerle krizin süre, kapsam ve derinlik olarak beklentilerin ötesine geçmesi kuvvetli bir olasılıktır.

 

Ekonomik krizlerle mücadelede, kullanılabilecek üç ekonomik araç vardır. Bu araçlar, faiz oranı ile oynamak, harcamaları artırmak için verilen ekonomik teşvikler ve ekonomik faaliyetleri düzenleyici yapısal reformlar yapmaktır. Genellikle en etkili olan ve diğer seçeneklere göre nispeten daha hızlı sonuç alınan yöntem (iki veya üç çeyrek dönemde sonuçları alınır) ise, faiz oranını düşürmektir. Bununla birlikte, faiz oranını düşürmenin ekonomik bedelleri vardır. Bu bedeller, ulusal paranın zayıflaması ve enflasyon oranındaki artış olarak ortaya çıkar. ABD Merkez Bankası FED kısa bir süre önce faiz oranını %2’ye düşürmüştür. Bu faiz düşüşü, krizi atlatmaya yetmediği gibi, gıda ve enerji fiyatlarının rekor seviyelerde artış göstermesi nedeniyle zaten yükselme trendinde olan enflasyon artışını, daha da yukarı yönde tetiklemiştir. Tüm bunlara ilave olarak dolarda da değer kaybı sürmüştür. Doların güçlendirilmesi ve enflasyon artışının kontrol altına alınması için, faiz oranının yükseltilmesi gerekmektedir. Ancak zaten krizin etkisiyle kredi bulmanın çok zor olduğu bir ortamda faiz oranının yükseltilmesi piyasaları kilitleyecek ve ABD ekonomisinin tam bir resesyona girmesine sebep olacaktır. Bu nedenle FED çıkmaza girmiş olup, kısa bir süre önce %2’ye düşürdüğü faiz oranını, ne yükseltebilmekte ne de düşürebilmekte, mevcut oranı muhafaza edip piyasaları izlemeyi en iyi yol olarak görmektedir. Diğer taraftan FED daha fazla faiz oranı azaltmasına gitmeyeceği sinyali verse de, önümüzdeki dönemlerde krizin daha da derinleşmesi halinde, faizleri daha aşağı çekmesi beklenebilir. Bu durumda doların değeri de faiz oranı seyrine paralel hareket ederek düşmeye devam edebilir. Uzun bir süredir faiz oranının düşük seyretmesi ve yabancı yatırımcının ABD piyasalarına karşı güveninin henüz tazelenmemesi, doların değerini olumsuz etkileyen bir diğer faktördür.

 

Doların zayıflığı, stok para birimi olarak kullanılma durumunu da etkileyecektir. Büyük miktarlarda dolar rezervlerlerine sahip bazı ülkeler (Japonya, Çin, OPEC ülkeleri vb.) rezervlerini, doların oluşturduğu risklere karşı daha dayanaklı hale getirmek için alternatif para birimlerine yönelebilirler. Bu kapsamda, doların rezerv para olarak bu ülkelerden herhangi biri tarafından kullanılmaktan vazgeçilmesi halinde ise, zincirleme bir reaksiyon ile ABD’nin dolar satamaz ve bütçe açığını finanse edemez bir duruma düşerek yeni bir krize girmesi olasılığı ortaya çıkacaktır..

 

ABD için şu anda belki de en olumlu hususun, doların zayıflığı nedeniyle ucuzlayan ABD varlıklarına artabilecek talep olduğu söylenebilir. Normal şartlarda, çok değerli olmayan zayıf bir paraya ve istikrarlı bir piyasaya sahip bir ülke, yatırım için en ideal yerdir. Tarihsel olarak, genellikle Euro, Yuan ve Yen de dâhil olmak üzere son yıllarda dünyadaki nerdeyse tüm para birimlerine karşı en az %15 değer kazanmıştır.

 

İspanya’da mortgage kredilerinin %98’i değişken faiz oranlıdır. Latin Amerika’dan göç eden kredi geçmişi olmayan birçok kişiye Ev kredisi verilmiştir. Ev değerinin tamamı, kredi olarak verilmiştir. 2006 yılında İspanya’da 700 binden fazla Ev inşa edilmiştir ve bu rakam İngiltere, Fransa ve Almanya’da inşa edilenlerin toplamından fazladır. İrlanda’da Ev kredisi talep edenler, Evun değerinin %125’i kadar kredi verilmiştir. Bütçe fazlası sermayeye sahip ülkeler veya büyük fonlara sahip yatırım grupları, ABD’yi güvenilir bir piyasa olarak görmüşler, bu nedenle sermaye hareketlerinin istikameti hep ABD olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler daha fazla getiri vermesine rağmen, riski yüksek olarak değerlendirildikleri için, sermaye hareketlerinden yeteri kadar faydalanamamışlardır.

 

Gelinen noktada ABD piyasaları yeteri kadar güven vermemekle birlikte henüz tam olarak da cazibesini kaybetmemiştir. Çünkü ABD’ye alternatif olabilecek güvenilir AB bölgesine yatırım yapmak, Euro’nun aşırı değerlenmesinden dolayı, ABD’ye göre çok daha maliyetli hale gelmiştir. Euro’nun çok değerli olması, uzun dönem yatırımlar için, doların zayıflığı nedeniyle ABD’yi yine bazı yatırımcılar için zorunlu olarak çekim merkezi haline getirebileceği söylenebilir. Bunun yanında, uzun vadeli olmasa da kısa vadede, istikrarlı olacağı değerlendirilen ve yüksek getiri vaat eden, gelişmekte olan ülkelere de sermaye hareketlerinin artacağı düşünülebilir.

 

Ekonomik krizlerle mücadele araçlarından biri olan reformlar kapsamında ise; ABD Finanssal piyasalarında, piyasanın denetlenmesinde ve düzenlenmesinde görev alan özel kurum ve kuruluşların bu güçlerini kaybedeceği, kamu kurum ve kuruluşlarının denetleme ve düzenleme yetkilerinin artırılacağı yeni bir dönemin başlayacağı da beklenmelidir. Zaten FED, birçok şirkete maddi yardım yaparken, karşılığında bu şirketlere hissedar olarak büyük ölçüde kontrolü altına almıştır. Finanssal piyasalarla ilgili düzenlemelerin, krizin atlatılmadan yapılamayacağı değerlendirilebilir. Aksi halde, alt üst olmuş piyasaların kurallarını, olayların sebep ve sonuçlarını tam olarak değerlendirmeden, krizin henüz devam ettiği bir ortamda yapmaya çalışmanın zararı faydasından daha fazla olacaktır.

 

ABD kriz sürecinde, ekonomisinin resesyona girmesini engellemek amacıyla, harcamaları artırarak ekonomiye dinamizm vermek için yüzlerce milyar dolarlık ekonomik teşvik yapmıştır. Teşvik için verilen bu paralar yine borçlanarak yapılmış ve zaten borcu 10 trilyon dolar civarında olan ülkenin iyice borç batağına saplanmasına neden olmuştur. Müteakip dönemlerde borcu artırmamak adına artık yeni teşviklerin verilmeyeceği değerlendirilebilir.

 

ABD’nin mortgage krizini aşmak için elindeki seçeneklere ve kullanılma durumlarına bakıldığında, ekonomik anlamda yapacak fazla bir şeyi kalmamıştır. Kriz, önümüzdeki kısa dönem içerisinde atlatılamayıp ekonomik durgunluk derinleşirse, mortgage krizi ABD tarihinin en büyük krizlerinden birisine dönüşebilir. Çünkü mortgage sektöründe şu anda subprime mortgage kredileri sorunun ana kaynağıdır. Ancak kötü ekonomiden dolayı yeteri kadar gelir elde edemeyecek sorunsuz prime mortgage kredi sahipleri, kredilerin ödemesini yapamayacak ve kriz “prime mortgage” grubunda derinleşmeye başlayacaktır. Bu durumda, ABD’nin tam bir felakete sürükleneceği ve etkilerinin dünya ekonomisini sarsacağı değerlendirilebilir.

 

Bu kapsamda; euronun ortak para olarak kullanılmasıyla birlikte, gelen istikrar ve düşen faiz oranlarından dolayı, Ev fiyatlarının ABD’ye benzer şekilde yükseldiği (köpük fiyat) bazı Avrupa ülkelerinde (İspanya, İrlanda) lokal mortgage krizleri çıkabilir. Çünkü bu ülkelerde oluşan köpük fiyatlar henüz giderilmemiştir ve ABD kaynaklı subprime mortgage kâğıtlarından büyük zararlara uğrayan AB bankalarının kredi kısıtlamasına gitme ihtimalleri vardır. Eğer bu gerçekleşirse, çok sayıda alıcı bekleyen Evin olması ve azalan talep nedeniyle çıkacak mortgage krizi bankacılık sektörünü tamamen etkisi altına alabilir ve bu durumdan diğer AB ülkeleri ile Türkiye etkilenebilir. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki ekonomik büyümenin finansmanının %40’ı direkt yabancı yatırımlardan kaynaklanırken, %60’ı ise Batı Avrupa ülkelerinin bankaları tarafından yapılmaktadır.

Mali durumlarını toparlamak isteyen bankalar, bu ülkelerin bankalarına verdikleri kredileri veya sermayeleri (1 trilyon doların üzerindedir) geri çekebilirler. Neticesinde tüm Avrupa kıtasına yayılmış bir kriz dalgası ortaya çıkabilir.

 

Dünya ekonomisinde bazı ülkeler bütçe açığı verip fakirleşirken, bazı ülkelerin bütçe fazlası vereceği bir gerçektir. Harcanamayan paralar her zaman doğal olarak bir yatırım aracı arayacaktır. Bu para miktarının trilyon dolarlarla ifade edildiği, Finanssal piyasaların gelişmiş iletişim ve otomasyon ortamında birbiriyle neredeyse bütünleşmesi nedeniyle, herhangi bir hedef ülke veya yatırım aracı (kaynak vb.) krizlere hassas hale gelmiştir. Yine bu paranın büyüklüğü ve piyasa oyuncularının daha çok kazanma arzusu, piyasaların bilinen temel işleyiş mekanizmalarını alt üst edebilme gücüne sahiptir. Bu nedenlerden dolayı başta Türkiye olmak üzere tüm gelişen ülkeler; ekonomilerinin krize hassas noktalarını tespit edip olabildiğince güçlendirmelidirler.

 
Dış Kaynaklardan Derlendi...
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

dumur [ 02 Eylül 2008 16:02 ]

Bu kadar uuuzuuuun yazı olurmu hiç

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

SON DAKİKA HABERLERİ

ANKET

Başkan Obama döneminde Türkiye ve ABD ilişkileri nasıl olacak?




Tüm Anketler

Anasayfa | Gizlilik Hakları | Hakkında | İletişim | Linkler | Online Mp3 Müzik | Online Tv izle | Oyun-Game | Reklam | Sponsorlar | Tv Dizileri | Videolar
Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

 'İngiltere' 'Londra' 'Avrupa' Türk  haber sitesi .
© 2008 by Cep Tv UK News Great Britain / Birleşik Krallık / Londra
 

Cep Tv Haber - İngiltere
Supporters | Yazar Girişi