| |||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR
|
Ferdi Özbeğen'le...
Geçmişte ses getiren röportajları hatırlatmaya devam ediyoruz...
Cep Tv Londra
Savaş Ay ile FISILDAYIŞLAR'ın konuğu Ferdi ÖZBEĞEN' di. Oldukça samimi ve bir o kadar da gerçekçi söyleşide Ferdi beyin içindeki fırtınaları paylaşımını hemen aşağıda dikkat kesilerek okuyun lütfen. * Prostat kanseriydim ama metastaz yapıp akciğerime sıçradı. Şimdi pimi çekik el bombası gibi yaşıyorum ama parmaklarım yayın üstünde.* İzmir’in en yakışıklı en popüler delikanlısı ve öğrenci dernekleri başkanıydım. Şemsiye ters döndü anında kendimi pavyonda buldum. Bu haftaki konuğum reklamı, söyleşiyi, demeç vermeyi, ekranda ve gazetelerde görünmeyi pek sevmeyen bir fenomen adam. Ferdi Özbeğen yani. Muhabbete ikna etmek zor oldu ama başlayınca tereyağ kıvamında sürdü sohbet. Fena mı, biiir dolu şey öğrendim. Siz de buyurmaz mısınız?.. - “Müzik bana hayatımı bağışladı” diyorsun üstat. Neden ki? - Hem de iki kez bağışladı - Allah Allah? - Bilmeyen çoktur. Ben İzmir pavyonlarında başladım mesleğe. Sayanora ilk durağımdı - Ne alaka hayat bağışıyla? - O zaman piyano bulmak çok zor. Kordon’da bir Levantinin evinde bulduk. Devre göre çok para, 500 lira verdik aldık. Pavyon sahnesine yerleştirdik ama akord bozulmuş. Bir akort ustası geldi tamire. “3 saat sonra sahnem var, çabuk ol” dedikçe adam darlana- zorlana bitirdi işini. O aceleyle telleri çok fazla germiş. - Eyvah çok tehlikeliii!.. - Sen de müzikle uğraştığın için biliyorsun bak. Normalinde bile 7 ton gerilim var o tellerde. Tam şarkımın ortasında piyano infilak etti, bomba patladı sandılar. - Offf!..
- İçindeki o teller, ağaç tokmaklar şarapnel gibi yayıldı çevreye. Yaralananlar oldu. Ben kurtardım - Hedefin ortasında nasıl kurtardın abi? - Nota sehpası önümde. Üstünde defter açık. Onlar kalkan gibi korudu başımı, yüzümü. Göğsüme darbeler aldım ama şükür duası ederken önemi yoktu o darbelerin. - İkinci kurtarış ne? - Şimdi de ben pimi çekilmiş bir el bombası halinde yaşıyorum. Prostat kanseriydim ama metastaz yaptı. Akciğerime sıçradı. Doktorlar çok erken teşhis edince önlem aldılar ve durdurduk. Pim çekik ama parmaklarım hala sıkılı bomba üstünde - Bunca hayran sevgisi duası yaşatır seni abi korkma. Asıl şu pavyon maceralarını kurcalayalım biraz. - Neresini kurcalayalım? - (gülerek) Nasıl düştün?.. - (kahkahalar atarak) Şimdi gülerek anlatıyorum ama hazin bir hikayedir aslında - !!!!!!!! - Ailem Girit’ten göçmüş. Babam geldiği gemiye arabasını yüklemiş. Sonra o arabayla VİP taksiciliği yapmış. Derken bir araba bir araba daha bir filo kurmuş kendine. Ben bu refahın, varlığın içinde büyüdüm. O zaman evlerde müzik seti, şu bu yok. Hemen hemen her hanede bir iki çalgı var, bunları çalanlar var. Bana da önce akordeon alındı. Kendi kendime bir şeyler çalarak başladım.
- (gülerek) Ufak ufak başlamışsın - Hem de minicikken. İzmir’in en iyi kolejlerinden birinde okudum. Hem kendi okulumun öğrenci birliği başkanı hem de tüm lise başkanlarının başkanıydım. Başvekil Adnan Menderes gelir ben çıkar konuşurum. Milli Eğitim Bakanı gelir yine beni sürerler önüne. - Hangi özelliklerinden dolayı seçilmiştin ki? - Özelliğim: belagat, liderlik vasfı aslan burcu, yakışıklıyım. Şarkı söylenecekse Ferdi, nutuk atılacaksa Ferdi. Sonra İktisadı kazandım. 2. sınıfa geçme hediyesi olarak piyano aldılar. - Hala pavyona düşemedin hocam? - İşte o günlerden birinde babam kalp krizi geçirip aniden öldü. Arabalar borca harca gitti ve durumumuz sıkıştı. Anacığıma alıştığı yaşamı sürdürebilmesi için okulu bıraktım ve orkestra kurup pavyonlara başladım. - Zor iş gerçekten - (duygulanıyor, gözleri doluyor) İlk zamanlar gücüme gitti tabii. İzmir’in öğrenci başkanıyken pavyon müzisyeni olmak ağır geldi Savaşım.
- Oldukça sarsıcı bir öykü. Konuya viraj aldırayım da havayı dağıtayım. Eski resimlerine bakıyorum da beter yakışıklısın be abi. Konsomatrislerle da bir aşk meşk durumu oldu mu hiç? - (Uzun süre susup, düşünüyor) Ehh, oldu diyelim - Anlat da alem muhabbet görsün usta - Bir gün iş çıkışı Basmane’de yürüyorum. Koltuk altlarımda 2 karpuz eve gidiyorum. Birden önümü 2 araba kesti. İçinden bizim kızlardan ikisi fırladı. Meğer benim için dalaşmışlar. Biri bir tarafımdan diğeri öbür taraftan çekiştiriyor bize gidelim diye. Ben itip kurtulayım derken kızlar ve karpuzlarla birlikte yere yuvarlandım. Tam o sırada polis ekibi geçiyordu gördü. Kızlardan biri kaçtı diğeriyle birlikte karakolluk olduk. Sonra barıştırıp birlikte yolladılar bizi. Evdeki esas barışma merasimi biraz alevli geçti tabii.
- İlk aşkın mıydı? - Yok ilk aşkım liseden bir kızdı. Çok sevdim onu. Ama ihanetini gördüm yıkıldım. Ülser oldum sıkıntıdan. 30 kilo verdim. Verem olacakken zor kurtardılar beni. On yıllar sonra gördüm. Evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı. - Evlenmedin, hiç bir kadınla da adın çıkmadı. Böyle tercih ettin ? - Evlilik düşünmedim. Bu kurum bir süre sonra sıkıntılı dönemlere giriyor. Erkeklerin poligam oluşu karşımıza samimiyetsiz bir tablo çıkarıyor. - Ya kadınlar? - Kadın ruhunu kadın duygularını kadının erkeklere duyduğu hisleri şarkılarım sayesinde çok iyi öğrendim. Bugün benim Ferdi Özbeğen olmamda kadın müzik severlerin rolü 1 numaradır. Neden? Çünkü tüm şarkılarım kadın ağzında erkeğe yazılmış şarkılar ve bunu bir erkek sanatçı söylüyor. Bana 175 şarkı yazan ülkü aker kadın olduğu için bu doğal. Bu yüzden. Yani ben, eğer kabul ederlerse kadınların tarafındayım KÖY ÖĞRETMENİYDİM - Bana piyanist denmesinden çok iyi bir yorumcu denmesini arzu ediyorum. - Neden ki? - Çünkü Fazıl Say gibi çalamıyorsan piyanistim diye gezemezsin ortada. Benim kendime göre mütevazı bir çalış stilim var. - Kendi yaptığın işleri bile zor beğeniyorsun be üstat - Bazen de tersi. Mesela hayatımın en onurlu 2 yılı Sivas’ta İşhan Köyü’nde yedek subay köy öğretmenliği yapmamdır. Kışın eksi 15-20 derecede yıkılmaya yüz tutmuş tek derslikli bir okul binasında 96 köy çocuğuna ders vermek ve bunun sonucunu alabilmek gururlandırıyor beni.
- Nasıl aldın ki sonucu? - Aradan yıllar geçti, İstanbul Hilton’un karşısında yürürken genç bir kız geldi, “hocam” diye elime yapıştı. “Siz beni ve 13 arkadaşımı kollarımızdan tutup zorla ortaokula yazdırdınız. Ve ben şu anda edebiyat fakültesinde öğretim üyesiyim” dedi. Bir de İzmir Golf Kulübü’nde Adnan adlı bir genç adamla karşılaştım. Yanında oğlu var. Frankfurt’ta, Öztürk Uçak Şirketi’nin sahibiymiş. O da öğrencimmiş meğer. Oraya bir daha gidemedim kütüphane kurdum köye.
- Bir fenomen olarak nasıl parlayıp-patladın 80’lerde abi? - Ben bir meslek branşı icat ettim. Bu açtığım yoldan para kazanan on binlerce insan lokallerde çalıştı. Ayrıca yüz binlerce eleman o mekanlarda komilik, aşçılık, patronluk yaptı. Milyonlar eğlendi. Bunlar devlete vergilerini ödediler. Yarattığım bu sektör hala devam ediyor. Belki popülerliği yitirdi ama işlevini yitirmedi. - Gençleri nasıl buluyorsun - Eski şarkıları yeni yorumla okuyorlar. Yaratıcılıkları az - Kıraç okudu mesela şarkını çok tuttu -Tamam da 30 yıllık şarkımı Cem Karaca tarzıyla okuyup tutturmakla nereye varılır ki? BÖREK FIRININDA PİŞEN ŞARKILAR - Eski şarkılardan derlenen Cansuyum kasetine bayıldım valla. - Biliyor musun o kaset bir teknoloji, harikasıdır. - !!!!!! - Abartmıyorum. - Niye ki? - 30 yıl önceki o ilkel, hücum kayıt kanal bantlarını depoda bulduk. Ama onları çalacak teyp yok. Yine bir başka firmanın bodrumundan da o eski makara teypleri bulduk, tamir ettirdik. Fakat baktık ki çalmıyor. Çünkü bantlar çok nemli. Tuğrul Bey adlı bir aile dostum var. Bilim adamıdır. Derdimi anlattım ben hallederim dedi. Araştırmış, Nat King Cole ve Frank Sinatra’nın eski bantlarını yenilerken özel fırınlarda ısıtmışlar. Bizde o fırınlar ne gezer. Tuğrul Bey annelerimizin kullandığı o yuvarlak börek fırınlarına koydu bantları.
- Fırında mı pişirdi? -(gülerek) Aynen öyle. Bir resistansla 80 dereceye sabitleyip tam 22 saatte tek tek kuruttu. O sırada geceleri bile stüdyo hazırda bekletildi. Fırından çıkan bantlar acil olarak stüdyoya gönderildi, hepsi disklere çekildi. Sonra Feyyaz Kuruş ve Aydın Sağman adlı 2 yönetmen sesimi ve keman kayıtlarını ellerinde tutarak bugünün teknolojisiyle üzerine orkestra ekleyip muhteşem bir sonuç elde ettiler. - Arabalara merakını biliyorum. En sevdiğin hangisi - Babam otomobile canlı varlık muamelesi yapar, onları sever okşar konuşurdu. Bana da geçmiş o huy. Şimdi en çok 15 yaşındaki SAAB arabamı seviyorum. Çünkü Türkiye’de yegane. O, 20 yaşına gelince spor kıyafetler giyip klasik araba rallisine gireceğim inşallah.
- Sanat camiasında dostluklar saman alevi gibi değil mi? - Evet bizim dünyamızda ebedi dostluk da yok ebedi düşmanlık da. Çıkarlar çatışmazsa dostluk hep kalıcıdır. - Neden böyle? - Çünkü sahne ihtiraslarımızın doruk mekanıdır. Babalar bile oğlunun kızının sahnedeki aşırı başarısına tahammül edemez. -Yine de en sıkı dostum dediğin birileri vardır -Var elbette. Mesela Ali Poyrazoğlu. Hiç bir fikrimiz uyuşmadığı halde tam 42 yıldır can dostuyuz. Küçük tefek kırgınlık küslük olursa bir taraf mutlaka çeşitli komplolar entrikalar çevirip barışır
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
SON DAKİKA HABERLERİ |
|||||||||||||||||||||||||
|
Anasayfa | Gizlilik Hakları | Hakkında | İletişim | Linkler | Online Mp3 Müzik | Online Tv izle | Oyun-Game | Reklam | Sponsorlar | Tv Dizileri | Videolar Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı 'İngiltere' 'Londra' 'Avrupa' Türk haber
sitesi . Cep Tv Haber - İngiltere |
|||||||||||||||||||||||||||